Sanat

27 Ekim 2009

Sanat nedir, ne işe yarar?

Kategori: Kültür Sanat — Etiketler:, , — admin @ 20:34

Bitmeyen bir tartışma:
Sanat nedir, ne işe yarar, yüksek sanat-popüler sanat ayrımı var mı? John Carey: Herhangi biri bir şeye sanat diyorsa o sanattır. Bülent Erkmen: Sanat bir işe yaramaz…
İSTANBUL – Sanat nedir, ne işe yarar? Bir şeyin sanat olup olmadığına kim, nasıl karar verir? Bunun birtakım olmazsa olmaz ölçütleri var mıdır? Sanat bizi daha iyi insan yapar mı? ‘Yüksek sanat’, ‘popüler sanat’ diye bir ayrım yapılabilir mi? Oxford Üniversitesi’nden Prof. John Carey’in İngiltere’de yayımlanan ‘What Good Are the Arts?’ (Sanat Ne İşe Yarar?) kitabı, sanat tarihi kadar eski bu tür soruları bir kez daha gündeme getirdi. Milliyet Sanat dergisi de ağustos sayısında bu soruların cevabını arıyor.

John Carey’in kendi sanat tanımı tartışma yaratacak cinsten: “Herhangi biri bir şeyin sanat olduğunu söylüyorsa o sanattır.” Bu anlamda John Carey, yüksek sanat -popüler sanat ayrımı da yapmıyor.

Milliyet Sanat’ın görüşüne başvurduğu Prof. Ünsal Oskay ise sanatı “İnsanın ‘herhangi bir insan’ olmaktan kurtulma, birey olma; ‘kişi’ olmaktan, kitle toplumunun edilgin bir birimi olmaktan kurtulma çabasıdır” şeklinde tanımlıyor. Sanatın bir tartışma, karşı çıkış, insanın ifade alanını genişletebilmek için açılmış en eski, en sürekli, en şiddetli başkaldırı olduğunu belirten Prof. Hüsamettin Koçan, Carey’in yaklaşımını günümüzde kaybolan öznenin, bu kayboluş içindeki dünyasına bir onayı olarak görüyor. Prof. Koçan’ın sanat-yarar konusundaki yaklaşımı ise “Sanat boş sofraları doldurmayabilir ama boş sofralara karşı hep itirazı olmuştur” şeklinde…

The Observer gazetesine bu konuda görüş belirten yazar Hari Kunzru, öncelikle, sanatın herkesi mutlaka iyi insan yapmayacağını söylüyor. “Aynı zamanda hem sanatsever hem sadist bir katil olunabileceğini biliyoruz” diyen Kunru, örnek olarak da bir yandan çello süitlerini dinleyerek duygulanan, gözyaşı döken ama diğer yandan başka insanları ölüme gönderen Nazi kumandanını gösteriyor. Üstelik Nazi komutanının durumunu ‘yüksek sanat’/'alçak sanat’ ayrımıyla açıklıyor: “Yüksek sanat eşittir sanat artı güç. Bach sevginiz sizi üst sınıf bir insan yapıyor, diğerleri Bach’ı takdir edemedikleri için daha alt tabakadır, dolayısıyla onları öldürebilirsiniz. Bana göre yalnızca iyi ve kötü sanat vardır ve aradaki farkı da izleyicinin belirleyeceği konusunda Carey’e katılıyorum. Eğer sadece bir gıcırtı sesi duyuyorsam Çello süitleri benim için sanat değildir.”

Yazar Jeanette Winterson’a göre de ‘alçak sanat-yüksek sanat’ yok, gerçek olan ve olmayan var. Oyun yazarı David Hare, sanatı “Nerede ve ne zaman sergilendiğine göre izleyene farklı şeyler ifade eder ve dünyaya bakışınızı değiştirir” diye tanımlıyor. İngiliz eleştirmen Matthew Collings’e göre sanat kesinlikle bizi daha iyi insan yapar.

Sanatın işlevi noktasında Bernard Shaw’ın ‘Sanat varolmasaydı, gerçeğin kabalığı katlanılmaz kılardı dünyayı’ sözüne atıfta bulunan fotoğraf sanatçısı Şakir Eczacıbaşı’nın yüksek sanat-popüler sanat ayrımına yaklaşımı şöyle: “Popüler sanat ‘kötü ürünler ortaya koyan insanlara takılan bir taçtır. Gerçek sanatçı popüler olmak için bir şey yaratmaz.” İngiliz sanat eleştirmeni Matthew Collings ise ‘yüksek sanat’ın tartışmasız üstünlüğüne inananlardan. Collings “Yüksek sanat popüler sanattan daha mı değerlidir? Elbette öyledir, onun için ona ‘yüksek’ sanat deriz zaten. Altın da sudan daha değerlidir, çünkü daha az bulunan bir şeydir. Nadir olan şey daha değerlidir” diyor.

Radikal gazetesi sanat eleştirmeni Ahu Antmen, sanatın ne işe yaradığı sorusunu “Sanat aslında, insanın kendisine, yaşadığı topluma dair en azından bir soru işaretini şekillendirebilmesine katkıda bulunabiliyor, her anlamda daha yaratıcı olabilmesinin yolunu açabiliyor. Dada ve diğer bütün avangartları bu bağlamda düşünerek gerçekte yoğun bir toplumsal bilinçten hareket ettiklerini görebiliriz. Öte yandan, bazen de yalnızca duygulandırıyor insanı sanat, ne bileyim ağlatıyor, güldürüyor, o da az şey mi?” şeklinde yanıtlıyor.

Tasarımcı Bülent Erkmen ise sanatın bir işe yaramadığını savunanlardan:

“Sanat bir işe yaramaz, sanat yararlanmak niyetiyle tüketilecek bir şey değildir, bir yararının olmaması, gereksiz olması onu sanat yapar, sanat yararsız ve gereksiz olanla ilişki kurma, kurabilme halidir.”

Doğan Hızlan, “Sanat her şeye yarar. Yararlanmasını bilene elbette” derken tasarımcı Naz Erayda’ya göre sanatın tanımı kısa ve net: “Sanat, halüsinasyon görmektir, duyarlılık yaratır.” Prof. İhsan Derman

ise herhangi bir şeyin sanat olup olmadığını tespit etmenin kimsenin harcı olmadığını düşünüyor. Derman: “Tartışmanın kritik noktası, bir şeyin ne kadar ‘iyi’ sanat olup olmadığını ölçmek olabilir ki, bu da yüksek/popüler sanat gibi ayrımlar yapmaktır. Bu tip ayrımların sanatta varolması mümkün değildir.”

Sanatın dünyayı nasıl yaşanılır kıldığını belki en güzel yazar Jeanette Winterson’ın sözleri anlatıyor: “Sanat bizi daha iyi insan yapar, çünkü bize alternatif bir değerler sistemi sunar. Kapitalizme karşıdır. Sanatı Hong Kong’dan ucuza satın alamazsınız, laboratuvar ortamında ya da hormonlusunu yetiştiremezsiniz. Bir ‘deadline’ı yoktur ve bankaya yatırılamaz.” (Kültür Sanat)

Sanata ‘Aydınca’ bakış

Kategori: Kültür Sanat — Etiketler: — admin @ 20:31

Kaya Özsezgin’in, 09.09.2005 tarihli Cumhuriyet gazetesinde Jean Dubuffet tarafından yazılan, dilimize İsmet Birkan tarafından çevrilen ve Dost Yayınlarınca basılan kitaptan hareketle yaptığı alıntı ve yorumlar, okuduğum zaman ilgimi çekmiş ve üzerinde düşünülmesi gereken yazılardan biri olduğunu düşünerek, bu yazıyı, ilgili klasörüme kaldırmıştım. Özsezgin söz konusu yazısında, “Boğucu Kültür” adlı eserinde, Dubuffet’nin sanatta yerleşik kuralları sorgulayan yorumları ile Nurullah Ataç’ın ‘bölmeli kafalar’ sözüyle eleştirdiği aydın tutumu arasında saptadığı benzerliklerden yola çıkarak, bugün yerleşik bir konuma gelen aydın tavrını, kültür ve sanat planında sorgulayan görüşlere dikkat çekmiş. Özsezgin’in, bizleri (okurları), bugüne kadar yerleşik kültür değerlerinin kabul ettirdiği normlar üzerinde yeniden düşünmeye yönelteceğini düşünerek kaleme aldığı bir yazı bu. Olanca ağırlığıyla karşımızda duran bu soruna ilişkin kendi çalışmalarım henüz tamamlanmış olmaktan uzak olduğu, ne var ki sorun tüm yakıcılığı ve güncelliği ile karşımızda durmayı sürdürdüğü için bu yazıyı, çalışmalarımın sona ermesini beklemeden, bir an önce buraya asmak istedim. Bu nedenle de, konuya ilişkin kendi görüş ve yorumlarımı (şimdilik) bir kenarda tutarak, bu yazıyı sadece Sayın Kaya Özsezgin’in yorum ve açıklamalarına ayırdım.
“…Ona göre kafaları koşullandırma, günümüzde o dereceye varmıştır ki, Racine’in bir trajedisine ya da Rafaello’nun bir tablosuna pek değer vermediğini ‘itiraf’ eden bir kişiye rastlamak son derece ‘nadir’ bir olaydır. Hem aydınlar arasında hem de Dubuffet’nin ‘ötekiler’ dediği sıradan insanlar arasında, bu ‘mitsel değerler’ den kuşku duymak kimsenin aklına gelmez. Bunun başta gelen nedenlerinden biri, başka alanlarda da benzer durumlara tanık olduğumuz gibi, yerleşik kavramlara eleştirel gözle yaklaşma güdüsünden yoksunluğumuzdur. Sanatın elit bir kesimle sınırlı olması, yaşama bir türlü karışamaması, kişisel yargıları ister istemez arka plana itiyor, bırakın ‘fikir’ sahibi olmayı, ‘bilgi’ zahmetine bile katlanmadan, genelleşmiş yargıları paylaşma yanlışlığını doğuruyor. ‘sözde devrimci aydın’ları eleştiriyor Dubuffet, haklı olarak. Onun şu sözlerine siz de katılmaz mısınız?
‘Bu aydınlar için özel ‘kültürden arınma’ okulları kurulmalı ve oralarda uzun süre kalmalılar, Zira içlerine işlemiş kültür kalıplarından kurtulmak, ancak yavaş yavaş, küçük küçük adımlarla gerçekleşebilir.’ “

kaynak: blogcu.com/reybah

İstanbul’da “Mistik Sanat Festivali”

Kategori: Haberler — Etiketler:, , , , — admin @ 20:15

İstanbul Büyükşehir Belediyesince (İBB), 12-16 Şubat tarihleri arasında “Uluslararası Mistik Sanat Festivali” düzenlenecek.
İSTANBUL – İBB Kültürel ve Sosyal İşler Daire Başkanlığı Kültür Müdürlüğünce organize edilen ve Kültür A.Ş tarafından gerçekleştirilecek olan festival, Aya İrini Müzesi, Eminönü Halk Eğitim Merkezi ve Kızlarağası Medresesi’nin yer aldığı tarihi yarımadada yapılacak.
Festival kapsamında sergi, sinema, tiyatro ve konser etkinlikleri düzenlenecek. Konserler çerçevesinde Antakya Medeniyetler Korosu, Ömer Faruk Tekbilek, Ayşenur Helen Sağlam, Huun-Huur-Tu (Tuva Şarkıcıları), First Nations Dance Company (Arizona Kızılderilileri) ve Vartanas Ermeni Kilise Korosu, Aya İrini’de sahne alacak.

Festivalin ilk gününde 3 semavi din ve 6 mezhebin mensuplarından oluşan Antakya Medeniyetler Korosu sahneye çıkacak. 11’i müzisyen toplam 72 kişiden oluşan koroda imam, rahip, rahibe, öğretmen, emekli, manifaturacı, kuyumcu gibi farklı meslek gruplarından müzisyenler de yer alıyor.

Uluslararası Mistik Sanat Festivali kapsamında İstanbul’da ilk kez sahne alacak topluluk, farklı dillerden seslendireceği ilahilerin yanı sıra sahneleyeceği etnik danslarla da festivalin unutulmazlarından olacak.

Festivalin ikinci gününde, sahip oldukları mistisizm ile sadece sanatseverlerin değil, tarihe ve medeniyetlere ilgi duyan İstanbulluların da kaçırmaması gereken iki topluluk; First Nations Dance Company ve Huun-Huur-Tu sahne alacak.

Amerika’nın Arizona eyaletinden gelen Kızılderililer (First Nations Dance Company), mistik öğeler içeren dansları ve yerel kostümleriyle eski bir medeniyetin soluklarını hissettirecek.

Gecede sahne alacak diğer topluluk, tüm dünyada gırtlak vokalleri ile bilinen Tuva bölgesinden Huun-Huur-Tu. Topluluğun repertuvarı, Türk bozkır yaşamını yansıtan “Tuva” geleneği ezgilerinden oluşacak. Şamanist olan Tuvalılar, gırtlak vokalleri ile söyledikleri şarkıları, dini ayinlerde ve hastalarını iyileştirmek için kullanıyor.

FİLİPİNLER’İN ÜNLÜ OPERA SANATÇISI
Festivalin üçüncü gününde, Filipinler’de tanınmış bir opera sanatçısı olan ve eğitim için gittiği Almanya’da İslamiyet’i seçen Ayşenur Helen Sağlam sahne alacak.

Katolik anne-babanın çocuğu olarak Filipinler’de dünyaya gelen Helen, 13 yaşında kilise korosunu yönetmeye başladı.

Papa’nın 1984’te Filipinler’e yaptığı ziyarette verdiği konserle onun takdirini kazandı. 1989’da ikinci bir üniversite eğitimi için Almanya’ya giden sanatçı, 2 yıllık bir araştırmanın ardından İslamiyet’i seçti ve Ayşenur adını aldı.

Mevlana ve Yunus Emre’nin eserlerinden çok etkilenen Ayşenur Helen Sağlam, eserleri İngilizce’ye çevirerek notalara döktü ve yorumladı. Avrupa’da ve Yunanistan’da konserler veren Sağlam, Uluslararası Mistik Sanat Festivali kapsamında İstanbul’da ilk konserini verecek.

Aynı akşam, çok sesli dinsel içerikli ayinleriyle “Vartanas Kilise Korosu” da sahne alacak.

Sadece erkeklerden oluşan koro, 1932’de “Gomidas Mass” ayini icra etmek için kuruldu. Koro, daha sonra karma hale gelerek dinsel ayinlerin yanı sıra Ermeni halk türküleri ve operalardan seçme parçalarla oratoryolardan bölümler seslendirmeye başladı.

YUNUS EMRE’NİN HAYATI SAHNEDE
Festivalin dördüncü günü olan 15 Şubat’ta ise Necip Fazıl Kısakürek’in “Yunus Emre” adlı eseri sahnelenecek.

Yaklaşık 40 yıl önce Abdullah Kars tarafından sahnelenen oyun, büyük mutasavvıf Yunus Emre’nin hayatını konu alıyor. Oyun, bu festival için özel olarak hazırlandı.

Festivalin kapanışında da Ömer Faruk Tekbilek sahne alacak. 33 yıldır ABD’de yaşayan Tekbilek, farklı sound ve kendine has yorumuyla izleyicilere keyifli anlar yaşatacak.

Uluslararası Mistik Sanat Festivali kapsamındaki ilk sergi, ressam Esti Saul’un sanatseverleri hem masal dünyasında, hem de gerçek dünyada farklı bir yolculuğa çıkaracak kişisel resim sergisi olacak. Sergi, 12-16 Şubat tarihleri arasında Aya İrini’de gezilebilecek.

Mistik konuları ele alan eserlerin yer alacağı kitap sergisi ise yine aynı tarihlerde, Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şubesine ev sahipliği yapan Kızlarağası Medresesi’nde görülebilecek.

Festivalde ayrıca, Eminönü Halk Eğitim Merkezinde “Hz. Meryem”, “Küçük Buda”, “Aşkın Gücü”, “Büyük Yolculuk”, “Ben-Hur”, “Anka Kuşu” ve “Birleşen Yollar” adlı filmler izleyiciyle buluşacak.

Bir sanat medyumu olarak tipografi

Kategori: Kültür Sanat — Etiketler:, , — admin @ 15:46

Fontlar ve tipografi ile her gün karşılaşıyoruz, gazetede, televizyonda, reklamlarda, internette… Her gün karşılaştığımız bir şeyi sanat olarak düşünmenin zor olduğunu biliyoruz.

Tipografi, makine temelli baskı tekniği ortaya çıktıktan sonra gelişen, uygun fontları seçerek, boşlukları ayarlayarak uygulanan teknik. Yazı tipini, font büyüklüğünü, satır uzunluğunu, aralığını değiştirebilirsiniz, amaç okunabilirliği artırmaktır.

Başlıkları tırnaksız (sheriff), yazının gövdesini ise tırnaklı fontlarla yazmak, küçük kullanacaksanız pixel font seçmek gibi püf noktaları, yazılan yazıyı daha okunabilir kılar.

Ya amaç okunurluğu artırmak değilse?

Ya amaç görsel iletişimse? Tipografi, aslında bir taraftan bilim, bir taraftan da sanat. Bilim diye ele alınabilir çünkü bitmek bilmeyen parametrelere sahip. Örneğin karakterlerin arasındaki boşlukları ayarlama anlamına gelen kerning, İngilizce’de ayrı, Türkçe’de ayrı oranlara sahip. Font tasarlarken eğrilerin yarıçaplarını, tepe noktalarının gövdenin kalınlığa oranlarını hesaplamak, optik boyutu hesaba katmak gerekli. Nereden baksanız matematiksel denklemler yani.

Tipografikerler, sanat yönetmenleri, grafik sanatçıları, artık tipografiyi sadece görsel öğeleri destekleyen bir yardımcı olarak değil, görsel öğenin ta kendisi olarak kullanıyor. Kelimeleri ve karakterleri daha çekici göstermenin yollarını buluyor. İşte bu noktada tipografi görsel analiz yeteneğine sahip gözlerde sanat haline geliyor. Buna belki de illüstratif tipografi demeliyiz.

Tipografi ile yapılan denemeler, ortaya güçlü tasarımlar çıkarabilir. Kaligrafi geleneği olan bir toplum olarak bunu biz iyi biliyoruz. Tasarımın bu alanında uzman olabilmek için uzun süre egzersiz yapmak ve estetik görüş açısını geliştirmek için görsel sanatları yakından takip etmek gerekiyor.

İyi bir tipografiker olmak için ilk kural, yapılan işin nasıl doğru olacağını değil, nasıl doğru görüneceğini bilmek. Sonuçta elinizdeki medyum farklı olsa da ortaya çıkaracağınız işin de bir kompozisyonu var.

Tipografi nasıl sanat haline gelir görmek için, Barbara Kruger, Jenny Holzer, Gabor Palotai, Robert Indiana, Sebastian Lester gibi artistleri incelemelisiniz.

Sanal artçılar….

Kategori: Kültür Sanat — Etiketler:, — admin @ 15:32

Uzun zamandır düşündürüyor beni bu. Sanatçı olmak neyi gerekli kılmakta. Bir takım varsayımlardan yola çıkıyorum. Düşünen, yazan,çizen,söyleyen insanların, kendilerine sanatçı adı vermeleri zihnimin derinliklerinde acaba dedirtmekte.

Konuşuyorum. Dinliyorum. Bir netliğe ulaştıramıyorum. Sanatçı dedirten bir grubun söylemlerinde siyaset yok. Çünkü ben sanatçıyım kardeşim bana ne siyasetten denmekte. Bunu algılamam zor. Bağışlayın, benim algılama düzeyim aşağıda olabilir.

Ama beynim, düşünce sistemin bunun yanlış olduğunu varsaymakta. Nedir sanatçı dediğimde. Kendime verdiğim yanıt “sanatçı düşünceleri ile meydana eser getiren” olarak yansımakta.
Eğer düşünebiliyorsa o zaman siyasi bir fikrinin de olması gerekmiyor mu. Kaldıki siyaset yada düşünce sistemi de yaşamın kendisi değil mi.

Kendimizi belli bir gruptan, ben o konuya ilgi duymuyorum diyerek ayrıştırabilirmiyiz. Ne kadar ilgi duymamaktayız. Acaba sanatçı aynı marketten aynı gelirle alışveriş yapan bir grup değimlidir. Acaba sanatçı, sadece çizen, yazan, söyleyen ama sadece yaptığı sanatı düşünen insandan farklı bir yaratık mıdır.

İnsan olması zaten, sanatçı olmasının önünde değilmidir. Ülkesinde kendini yönetenleri kendisi seçmemekte, yada oy hakkını “sanatçılar hariç” olarak kullanan toplumlar mı vardır.

Bir yandan işi olan sanatını icra ederken, diğer yandan toplumsal olaylara kendini kapatıyorsa nasıl üretebilmektedir. Ben bunu mantıksal olarak açıklıyamıyorum.

Sohbet anlarında, genel siyaseti konuşurken, ülkesinde yaşananları yok sayıp, ben sadece çizerim arkadaşım, gerisine karışmam mı demek tir. Sanatçı olmak. Yada bunlar san at çı ve ülkesinde yaşananlara at gözlüğü ile bakan san al artçılar mıdır.

Biliyorum bir dolu insan buna karşı fikir üretecektir. Üretmelilerde zaten. Ben toplumun ufacık bir kesiminde oluşan söylemleri kendi düşünce harmanımdan geçirerek bunları gördüm. Duydum. Ve yaşadım. Aksini söyleyen tabiî ki olacaktır. Tabiî ki gerçek sanatçı ile san at çı arasında farkları benim bilmem olası değildir.

Bir ülkede kendi halkına kayıtsız kalmayan bir sanatçı, kendini sahip olduğu ülkenin bir ferdi sayıyorsa bunu düşüncelerinde belirtebilmelidir. Yani hepimizin kendimize doğru gelen bir görüşü, duruşu olmalıdır. Sanatçı olmak sadece bir sanat icra etmek. Ya da sahte aşk masallarında oyuncu olmak olmamalıdır.

Sanatçı nın bir misyonu da kitlesine ses duyurmak mı olmalıdır. Belki diyorum. Budur. Dünyada örnekleri var. Çok hemde. Bunları araştırmak, öğretmek değil amacım. Sadece ve sadece duyarlı sanatçı kimliklerimizi sadece sanatımızla kısıtlı bırakmak yerine. Sesi olmak gerek yaşadığımız toplumun.

Sessizce….

Geleneksel El Sanatları ve Geleneksel Türk Süsleme Sanatları Karma Sergisi Afyonkarahisar’da Açıldı

Kültür ve Turizm Bakanlığı Araştırma ve Eğitim Genel Müdürlüğü Koleksiyonundan Oluşan Geleneksel El Sanatları ve Geleneksel Türk Süsleme Sanatları Karma Sergisi’ Afyonkarahisar’da Açıldı.

Afyon Kocatepe Üniversitesi (AKÜ) Atatürk Kültür Merkezi (AKM) Ömer Faruk Atabek Sergi Salonu’nda düzenlenen serginin açılışını Afyonkarahisar Vali Yardımcısı Gökhan Veli Kişioğlu ile İl Kültür ve Turizm Müdürü Ali İhsan Narlı yaptı. Geleneksel El Sanatları ve Geleneksel Türk Süsleme Sanatları Karma Sergisi, 31 Ekim tarihine kadar ziyaret edilebilecek.

Serginin açılışında konuşan Vali Yardımcısı Gökhan Veli Kişioğlu, bu tür sergilerin tarih ve kültürü canlandırdığını söyledi. Kültür ve tarihe sahip çıkılması gerektiğini belirten Kişioğlu, “Bizim kültürümüz ve tarihimiz gerçekten çok önemli. Tarihimize sahip çıkmak, kültürümüzü yaşatmak için böyle sergilerin devamlı açılması ve insanlar tarafından böyle sergiler devamlıı ziyaret edilmelidir.” dedi.

Konuşmaların ardından Vali Yardımcısı Gökhan Veli Kişioğlu ve beraberindekiler sergiyi gezdi.

24 Ekim 2009

Büyük kültür sanat açılımı

Kategori: Kültür Sanat — Etiketler:, — admin @ 00:43

Büyükşehir Belediyesi, “kültür, sanat ve tasarım metropolü” için seferberlik projesinin ilk adımını İzmir Kültür Çalıştayı ile atıyor.

İzmir Kültür Çalıştayı, 24 Ekim Cumartesi günü mimarlardan heykeltıraş ve gazetecilere, tiyatroculardan müzisyen ve yazarlara, yönetmenlerden akademisyenlere kadar kendi alanlarında Türkiye’nin etkin isimlerini buluşturacak.İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından restore edilerek kentteki kültürel etkinliklere evsahipliği yapan önemli bir mekan haline getirilen Tarihi Havagazı Fabrikası’nda gerçekleştirilecek Çalıştay’da, öncelikle İzmir’in Türkiye’de, Ege’de ve Akdeniz coğrafyasında kültür ve sanat alanındaki mevcut durum ve konumu belirlenecek.

Tarihi bir dönemeç

İzmirlilerin kültür ve sanat alanındaki ihtiyaç ve önceliklerinin de ele alınacağı Çalıştay’da, İzmir’in Akdeniz’in diğer kültür merkezleri Barselona, Marsilya, Venedik, Roma, Atina, İskenderiye ve Beyrut gibi kentlerle işbirliği kurması ve ortak kültür ve sanat projeleri oluşturulması yolunda uluslararası adımlar atılması konuları da masaya yatırılacak. İzmir’in vizyonu konusunda “tarihi bir dönemeç” olarak nitelendirilen bu çalışmaların en önemli bölümünü ise kentin kültür ve sanat altyapısı ve etkinlikleri bakımından zenginleştirilmesi ile kültürel üretimin gelişiminin özendirilmesi ve desteklenmesi amacıyla atılacak adımlar oluşturacak.

Üniversiteli Gençler Mülteciliği Sanatla Anlatacak

Kategori: Kültür Sanat — Etiketler:, , , — admin @ 00:38

Üniversiteli Gençler, Mülteci Olmayı Sanatla Anlatacak. Türkiye’nin Çeşitli Bölgelerinden 10 Üniversitenen Katılımıyla Gerçekleşecek Proje 26-31 Ekim ve 9-16 Kasım 2009 Tarihlerinde Ankara’da Sergilenecek.

Türkiye’de ilk kez gerçekleştirilecek projeyi Birleşmiş Milletler Yüksek Komiserliği(UNHCR) Türkiye Temsilciliği başlattı. Projenin amacının toplumsal farkındalık olduğu belirtildi. Üretilen eserlerde sığınmacılarla dayanışma ve misafirperverlik temalarının işlendiği kaydedildi. Ayrıca projenin bir amacının da geleceğin sanatçılarına mültecilik konusunda duyarlılık kazandırmayı hedeflediği bildirildi.

UNHCR yetkilileri, “Mülteci olmanın zorluğunu kamuoyuna tarih boyunca en iyi sanatçılar anlatmışlardır.” dedi.

Projeye gençlerin resim, animasyon, heykel gibi birçok alanda değerli eserler ortaya koyduklarını belirten yetkililer, bu eserleri Cenevre’yle paylaşacaklarını, eserlerin tüm dünyada mülteciliğin tanınmasına katkı sağlayacağını ümit ettiklerini belirtti.

Eserlerin Başbakanlık Basın Yayın Enfermasyon Daire Başkanlığı ve Bilkent Üniversitesi’nden sonra tüm üniversitelerde sergileneceği kaydedildi.

Marketri Hakkında Genel Bilgi

Değişik renklerdeki ahşap, kimi zamanda metal yada başka gereçleri çeşitli desenler oluşturacak tarzda ince tabaka yada kakma biçiminde ağaç eşyalar üzerine uygulama sanatı veya başka bir değişle masif yada kaplamalı yüzeylere, değişik renkte masif, ağaç kaplama, sedef, bağa (kaplumbağa kabuğu) fildişi, metal vb. ile gömülerek yapılan bir süsleme sanatıdır Bu işi yapana kakmacı, işlemin kendisine de kakmacılık denir (Büyük Larousse, 1986).

Çok eski zamanlardan beri uygulanan marketri yapım tekniği günümüzde de hala canlılığını korumaktadır. Ancak gelişen teknoloji ve teknikler yeni makinaların kullanılması kakmacılığa yeni boyutlar kazandırmıştır. Bir sanat değeri olmasa da değişik renkte boyalarla yapılan baskılar ile kakma görüntüsü verilen değişik işlere günümüzde sıkça rastlanmaktadır (Başacar, v.d., 1982).

Tarihin çok eski zamanlarında bile insanlar rahat yaşamak ve ihtiyaçlarını gidermek amacı ile çok değişik mobilyalar yapmışlardır. Yaptıkları bu mobilyalar zaman zaman bir ihtiyacı gidermek amacından saptırılarak bir süs unsuru olarak kullanılmıştır.

Kakma işleri 1800 yıllarına kadar ince masif parçalardan yapıldığı için bunlar rendelenip temizlenebiliyordu. Bugün ise 0.6 – 0.8 milimetre kalınlığındaki kaplamalarla yapılan kakmaları değil rendelemek biraz fazla sistirelemek ve zımparalamak bile mümkün değildir (Zorlu, 1995).

Geçme tekniğinin yanı sıra Osmanlı çağı ağaç işlerinde kakma tekniğinden de yararlanılmıştır. Tahta, sedef ve fildişi kakma diye gruplara ayrılan bu teknikte desenler perdahlanmış ağaç yüzeyine ince bir kalemle çizilmiş ve sonra açılan yuvalara da titizlikle kakmalar yerleştirilmiştir. Kakma tekniğinde yüzey düzlüğüne özen gösterilmiş, bazı örneklerde taşkın parçalarla karşılaşılmıştır. Genellikle kakmalar zeminden cins ve renk olarak ayrılmış böylece birbirine karşıt dekoratif şekiller ortaya çıkmıştır (Şen, 1987)

Memleketimizde de Osmanlı İmparatorluğu devrinde yapılmış mücevher ve tuvalet kutuları, rahle, masa, sehpa, taht, bağlamada marketri işçiliğinin güzel örneklerini görebiliriz (Demiriz, 1989). Gaziantep ve Kilis gibi güneydoğu şehirlerimizde sedef kakmacılığı çok yaygın bir haldedir.

Bugün Amerika Birleşik Devletlerinde el işçiliğinin çok pahalı olması dolayısı ile, bazı büyük firmalar modern dekupaj makinaları ile seri halde marketri işleri yapmaktadır. Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinin birçoğunda ise kakmacılık yeniden değer kazanmaya başlamıştır. Çok sayıda kaplama kesebilen dekupaj makinaları geliştirilmiş ve özel marketri takımları yapılmıştır.

18 Ekim 2009

Sabır, aşk ve sanat!

Kategori: Kültür Sanat — Etiketler:, , , — admin @ 01:31

Mimar Sinan`ın eserlerinde kullanılan çini, ahşap üstü kalem işi tekniği ve ustalığı günümüzde yeniden gündeme geldi. Sinan`ın izinden giden sanatçıların yüzyıllar sonra aynı teknikle hazırladıkları eserler Capacity`de sanatseverlerle buluşacak.
Geleneksel süsleme sanatlarının en önemlilerinden olan İznik Çinisi Mimar Sinan`ın eserlerinde yer aldığı haliyle 400 yıl aradan sonra ilk kez 30 yıl önce yeniden uygulanmaya başlandı. Bu tarzı uygulayan en önemli sanatçılardan olan Güvenç ve Nursen Güven`in eserlerinden oluşan sergi, 29 Ağustos`ta Capacity Alışveriş Merkezi`nde açılacak.
29 Eylül 2008 tarihine kadar ziyarete açık olacak sergide sanatçıların 50 parça 16.yy İznik çini tekniğinden özgün desen ve özgün kalem işi çalışmaları yer alacak.
1958 doğumlu Güvenç Güven değişik cami ve mimari yapılardaki kalem işleri çalışmaları sonrası TC Vakıflar  Genel Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilen Edirne Selimiye Camii(1983 – 1985) İstanbul Sultan Ahmet Camii(1986 – 1988) restorasyonlarında kalem işleri sorumlusu olarak görev yaptı. Özellikle Mimar Sinan`ın en mükemmel eseri olan Edirne Selimiye Camii restorasyonu sırasında gördüğü sanatın doruğundaki örneklerin etkisiyle yoğun çalışma ve araştırma sonrası kendi felsefesini oluşturdu. Mimar Sinan Üniversitesi Geleneksel Türk Sanatları Bölümü Öğretim üyelerinden Hattat Mahmut Öncü`den hat yazı Tahsin Aykutalp`ten desen dersleri alan Güvenç, elliye yakın caminin kalem işlerini özgün desen, renk ve kompozisyonları ile tezyin etti.
1998 yılında ABD Los Angeles`ta Suudi Arabistan Kralının yaptırdığı King Fahd Mosque`un iç süslemesini ve Türk desenleri ile yaptığı çok özel vitray çalışmaları ABD`de de ilk  defa uygulandı ve büyük ilgi gördü.  2000 yılında Bahreyn`nin başkenti Manama`da bir caminin kalem işlerini yapan Güvenç, yalnız  Mimar Sinan`ın eserlerinde bulunan ahşap üstü kalem işlerini klasik ve özgün çalışma  olarak 400 yıl sonra orijinale en yakın teknik ile gerçekleştirdi.
Uluslararası etkinliklerde Türkiye`yi temsil eden ve geleneksel sanatlarla ilgili konferanslar veren sanatçının eserleri yerli ve yabancı koleksiyonerlerde ve yabancı müzelerde bulunmakta.
1954 doğumlu Nursen Güven Geleneksel Türk Sanatları Bölümünde Lisans ve Lisansüstü. cilt anasanat dalında lisansüstü diploması aldı. Edirne Selimiye ve İstanbul Sultan Ahmet Camii Restorasyonlarında kalem işi desenleri üzerine Tezyinat Proje Sorumlusu olarak çalışan Nursen Güven 40`ın üzerinde caminin kalem işlerini özgün desen, renk ve kompozisyonları ile tezyin etti.  1998 yılında ABD Los Angeles`ta Suudi Arabistan Kralı`nın yaptırdığı King Fahd Mosque`un kalem işleri ve özel vitray işleri çalışmalarını gerçekleştirdi. Yaptığı çalışmalarla özellikle yabancı basın tarafından takip edilen Güven belli aralıklarla Mimar Sinan Üniversitesi Geleneksel Türk El Sanatları Bölümü`nde öğretim görevlisi olarak görev aldı.
Nursen Güven, Mimar Sinan`ın eserlerinde bulunan ahşap üstü kalem işlerini klasik ve özgün çalışma olarak 400 yıl sonra orijinale en yakın teknik ile gerçekleştirdi.

« Yeni YazılarEski Yazılar »

WordPress'in desteğiyle.